Müzikallerdeki ütopik ögeler
Ekim 21, 2006 10:22 am (Yokülkeye yolculuk)
Müzikalleri sever misiniz? Tabii bundan önce sormam gereken, “sinemayı, tiyatroyu, müziği sever misiniz” olmalı ama onu sormuyorum; aranızdan “hayır, sevmem” diyenlerin hiç çıkmayacağını tahmin ettiğim için. Dolayısıyla müzikallere olan ilginize ilişkin de bir umut var demektir bu durumda.
Ben severim. Hepsini. Sevmek ne kelime; mesela sinema sanatının en büyüleyici sanat olduğu fikri, benim sinemayla yaşadığım aşk halinin aynı anda hem nedeni, hem sonucudur. Müzikale gelince; ona sanatlararası bir arakesit olarak ilgi duyarım daha ziyade.
Tesadüfen girdiğim bir sitede müzikallerle ütopya arasında ilinti kuran bir yazıyla karşı karşıya gelince, bu konuya dikkat çekmemin ve sizlerden yardım istememin gerekli olduğu kanısına vardım. Bu vesileyle şunu söyleyeyim: U-topos, okurlarıyla birlikte geliştirmek istediğim bir blog. Hatta sahibinden çok okurlarının benimseyip sahip çıkmasını arzuladığım bir platform. Sizlerden her zaman ilgi, destek ve yardım bekleyeceğim. “Ütopya”yı çok önemsiyorum ben çünkü. İnsanlığımızı unutmamak için bu kavrama her zaman ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Egemenlerin baskısından, tahakkümünden, ruhlarımızda ve zihinlerimizde açtığı yaranın bütün benliğimizi ele geçirecek bir çürümeye yol açmasından bizi olabildiğince korumada ya da uzak tutmada ütopyanın etkili bir araç, belki de bir cansimidi olduğunu düşünüyorum. Çok mu abartıyorum bilmem, ama öyle de olsa, bizi bu konuda birazcık düşündürürse bile bu bana yeter.
Gelelim alıntımıza… Yazıda adı geçen Dyer hangi Dyer’dir, bir türlü çıkaramadım. Bilen varsa lütfen bizi aydınlatsın. Okumak isterseniz yazının aslı buradadır. Zahide Petekbaşı yazmış.
***
“(…) Eğlence genellikle küçümsense bile, tarih boyunca farklı kültürlere ve sınıflara bağlı olarak, çok farklı eğlenci biçimlerinin ortaya çıktığı da ortadadır. Dyer‘e göre eğlence, ütopyacı duyarlıktır. Can alıcı nokta, ütopik dünya modelleri sunmasıdır. Yani eğlencenin meselesi hissettirmekle ilişkilidir. Dyer, merkezdeki bu ütopyacı duyarlığı müzikallerde beş başlık altında inceler. Bunlar enerji, yoğunluk, geçirgenlik, bolluk ve cemaattir. Dyer’in ütopyacı çözümlerine ilişkin modeli şöyle özetlenebilir:
1. Yoksunluk, yoksulluk ve zenginliğin eşitsiz dağılımı, müzikalde yerini bolluk ve eşitlik dağılımına bırakacak.
2. Yabancılaşmış emeğin, işin eziyet haline gelmesinin, kent yaşamının ortaya çıkardığı tükenmişliğin yerine, işin oyuna dönüşmesinin, kentin ütopikleşmesinin yarattığı enerji geçecek.
3. Araçsal, sürprizsiz, sıradan yaşamın sonucu olan kasvetin yerini etkin yaşamın, dramın ve heyecanın sağladığı ‘yoğunluk’ alacak.
4. Burjuva demokrasisi, reklamlar ve cinsiyet rollerinden kaynaklanan yönlendirilme yerini, kendiliğinden açık ve dürüst iletişimin yarattığı ‘geçirgenlik’e terk edecek.
5. Herkesin herşeyi resmi yollara bağlı kalarak kendi başına çözmesine dayanan yaşamın parçalılığı ise yerini ortak ilgileri, ortak mekanda ortak eylem içinde sergileyen cemaate bırakacaktır.
(…) Müzikallerde çatışmaların çözümü şiddete başvurulmadan gerçekleşmesi, herşeyin tatlıya bağlanmasıdır. Bunu başaran aşkın gücü, çalışma azmi ve gerektiği anda ortaya çıkan dayanışmadır. Müzikalin sonunda müziğin, dansın tüm cemaatin ve buna duygusal düzeyde katılan seyircilerinin hem filmin kendi dünyasındaki seyri hem de sinema salonundaki seyirci kaynaşmasıyla kapanır.”