İslam ve ütopya
Ekim 21, 2006 9:48 am (Terra nova)
Sevgili dostum Suat Bey’den bir ricada bulunmuştum: Acaba U-topos için, İslam ile ütopya arasında ilinti kuracak bir yazı yazabilir miydi? İsteğimi geri çevirmedi ve beni onurlandıran bir incelik göstererek, onca işinin gücünün arasında, sadece azıcık noktasına virgülüne dokunduğum bir yazı yazdı. Dostuma buradan da teşekkür ediyor ve bütün yazılarda olduğu gibi bu yazı için de ilgi ve katkılarınızı bekliyorum.
***
İslam nedir? En yalın anlatımıyla, bir hayat tasavvuru, varoluş sorusuna verilmiş en iddialı cevaptır.
İslam, müntesiplerine ahlaklı ve haysiyetli, ideal bir yaşam tavsiyesinde bulunur. Koyduğu ilkeler fıtrata uygun, insanların ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda gelişmeye açık, dinamik bir sistemdir. İslam bu dinamik sistem sayesinde sosyal değişimlere uyum sağlar, bunların birçoğuna da bizzat öncülük eder.
İslam’ın onca karalamaya rağmen halen dünyanın en hızlı yayılan dini olmasının ve karşılaştığı güçlü ideolojileri bile kolaylıkla bertaraf edişinin ardında, özünden kaynaklanan cazibesinin yanında bu da yatmaktadır. Son karşılaştığı ideoloji olan modernizm ile etkileşimi ve çatışması da devam etmektedir.
“Ütopya” kavramı ise TDK’ya göre “gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce”dir. Ütopya, tasarlayıcısı için bir ideal ya da karşı-ideali temsil eden, düşünsel ve tutarlı bir toplum tasarısı olarak görülebileceği gibi, kurgulanmış hayal olarak da anlamlandırılabilir.
İlk kez Thomas More (1516) tarafından ortaya atılmış olan bu sözcük, Yunanca “topos” (yer) sözcüğüne olumsuzluk öneki eklenmesiyle türetilmiştir. Ütopya, “hiçbir yerde” anlamına gelmektedir. Koyu bir katolik olan Thomas More, “Utopia” adlı eserinde, hiçbir yerde bulunmayan hayali bir ülkeyi betimlemektedir.*
Konumuz İslam ve ütopya olduğu için, bu yazıda ütopya kavramını İslami perspektiften değerlendireceğiz.
İslam, tabiatı itibarıyla aynı zamanda toplumsal bir proje olduğundan, bir ideal toplum temennisine sahiptir. Bu, ütopya kavramıyla anlatılmak istenen özlemin içini tam anlamıyla dolduran; zulmün olmadığı, adalet mekanizmasının işlediği, insanların barış içinde kardeşçe yaşadığı bir toplum öngörüsüdür: Mülkiyet hakkının mevcudiyetiyle birlikte sosyal dayanışmanın da had safhada olduğu, dolayısıyla kimsenin muhtaç durumda olmadığı, ideal, mutmain ve müreffeh bir toplum.
İslam bu toplum modelini idealize etmekle beraber insanın zaaflarını, hırslarını, sonu gelmez arzu ve isteklerini gözardı etmez. Kur’an sık sık insanın zayıf yaratıldığını, hevasının peşinden gittiğini, arzularına engel olamadığını, fıtraten temiz ve eşref-i mahlukat olarak yaratılmasına rağmen esfel-i sefiliyne düşmek gibi bir tercih hakkının da bulunduğunu belirtir.
Varoluşun amacına “imtihan” cevabını veren İslam, ideal olanın ne olduğunu tavsiye etmekle yetinir ve bu ideali gerçekleştirmeyi yine insana bırakır. Vaadi ise bireysel bazda ve dünya hayatında huzurlu bir yaşam, nihai anlamda da ebedi mutluluktur.
Peki insan bu ütopyayı gerçekleştirebilir mi? Burada İslam çok ince bir çizgide durur ve teorik olarak kurguladığı bu yapıya insanların dünya üzerine kavuşamayacakları belirtir.
İnsanda bu ütopya özlemi nereden geliyor? İslamın varoluşa verdiği anlama göre, insan bu dünyaya “düşmüş”tür. Kur’an’da bir sembolizmayla anlatılan ve Yaratıcı’nın imtihan iradesini gerçekleştirmek için sebep olarak halkettiği bu sembolizma, bize insanın, yaptığı bir hatadan dolayı asli yurdundan yani cennetten dünyaya gönderildiğini işaret eder. Tabii bu, Hıristiyanlıktaki gibi yaşadıkça boynumuzda taşıyacağımız bir “ilk günah” değildir, çünkü Allah Hz. Adem’in tevbesini kabul etmiştir ve her insan masum olarak doğar.
İşte bozulmamış insan fıtratında sürekli iyiye, kemale doğru bir yöneliş olan özlem, ilk, asli yurduna, yani cennete olan özlemdir. Bütün bu açılardan düşünüldüğünde, kötülüğün ve hem maddesel hem de toplumsal entropinin varlığı bir realite olduğu için bu dünyada cennet mümkün değildir. Ütopya ise bir nevi bu dünyada cennet kurma hayalidir. Sınırlı bir insan ömrü, hastalıklar, çeşitli sıkıntılar, kötülük meselesi vb olsa da, bunlara tevekkül ile katlanmanın, hatta bu güçlüklerin üstesinden gelerek son derece huzurlu bir yaşam sürmenin yollarını gösteren İslam, insan için teorik olarak bir yokülke prototipi tasarlasa da insanın yine kendi zaaflarından dolayı bu yokülkeye dünya üzerinde hiçbir zaman ulaşamayacağını bilir. Kişinin bireysel bazda evini, ailesini bir cennet köşesine çevirmesi mümkündür, ama bunu tüm bir topluma yaymak ve toplumsal alanın bütününü eksiksiz bir cennete çevirmek mümkün değildir.
Ütopya olarak olmasa da ehven-i şer bir yaşanabilir toplum ortaya çıkarmak da yine bireysel çabalarımızla olacaktır. Bu uğurda verilecek mücadele son derece onurlu ve insani bir mücadeledir. Tepeden inme ideolojik dayatmaların yapılmadığı, kişi hak ve özgürlüklerinin bastırılmadığı, çoğulculuğun bir ilke olarak başlangıç noktası alındığı, özgür ve demokratik bir toplum, “yaşanabilir toplum”dur diyebiliriz.
Esasında hepimiz ütopyayı içimizde taşıyoruz. Bütün insan eseri ideolojiler, bize birer ütopya armağan etmiştir. Sosyalizm, kapitalizm ve nihayet modernizm. Felsefi akımlar değişir ama ütopyalar ölmez, bu düzlemde hiç gerçekleşmeyecek bile olsa insanın arayışı devam edecektir. Çünkü insan dünyaya “düşmüş”tür ve yönelişi kemale doğrudur.
U-topos, başka deyişle yokülke… İsmiyle müsemma! Bu dünyada böyle bir ülke yoktur.
Vahy-i İlahî’nin, İslam’ın vaadi, bu mücadeleden alnının akıyla çıkanlar için açıktır: Ütopyayı aşan gerçeğe; cennete, sonsuz mutluluğa ve Cemalullah’a kanat çırpmak.
Suat Öztürk
(*) www.bilgilik.com/makale/politika/gorusler_ve_doktrinler/utopya_odev.html
fatih demir demiş ki,
Ekim 21, 2006 10:18 pm
Yaziyi kaleme aldigi icin Suat Bey’e tesekkurlerimi sunmakla beraber Islam ve utopya arasinda kurdugu baglantiya katilmadigimi da soylemek isterim.
Islam’da utopya olan sey “Cennet” degil “Gul Devri”dir. “Gul devri” Islamin utopyasidir. Kaldi ki bu utopya bir kez gerceklesmistir ve tekrar o devri yasayabilmek adina bir ugras vardir.
Kanaatimce Islam’in bir “ulke” ve o ulkeye bagimlilik dusuncesi olmadigi icin bu utopyanin yakalanmasi daha kolaydir. Islam getirdigi ayetlerin verdigi onemde de gorulecegi uzere oncelikle kisiye hitap eder. Kuruma, cemaate, ulkeye degil… Bu bakimdan Islam’in utopyasi ne “herkesin musluman oldugu ama dileyenin diledigini yapip yapmadigi bir ulkedir” ne “muslumanin hristiyanla yahudi ile kardes kardes yasadigi bir ulkedir” ne de “muslumanlarin diledigine diledigini yaptigi bir ulkedir”.
Bence Islam’in utopyasi harmonidir. Karsi cikan seslerin bile senfoniyle uyumudur. Bir onceki yazidaki muzikaldir. Dogu yakasi ve Bati yakasi herseylerini buyuk bir dikkatle ve uyumla , kirip dokmeden yaparlar….
Ben “ulke” olarak Muslumanlarin utopyayi gerceklestirmelerinin dunya uzerindeki tum utopyalardan daha buyuk ihtimalle kendilerine nasip olmus oldugunu ve tekrar olabilmesinin kuvvetle muteber oldugunu soyluyorum. “Gul devri”, “yukselme devri Osmanlisi” …
Kiyafet ve ibadet ozgurlugu verilmis bir Turkiye bir cok kimse icin utopyadir… Anti-Utopya Tunus’un bazilarinin utopyasini gerceklestirmesi gibi…
Saygilarimla
felah demiş ki,
Ekim 28, 2006 9:10 pm
“Sebep olan yapmış gibidir” kabilinden “İslam ve ütopya” konusuna değindiğiniz için hem size hem de yazıyı hazırlayan Suat Beye teşekkür ederim.Tasavvur edilen dünya görüşleri için Batı merkezleri ütopya algısı onların “asrı saadet” gibi bir dönem yaşamadıkları için tasavvurla beraber bir özlemin de yankısıdır.İslam ,Allah’ın kitabında belirttiği emir ve yasaklara riayet edildiği takdirde bu dünyada da “huzur, saadet ve adaleti”getirir.Bunun örneği asrı saadette yaşansa da aslolan mutluluk Suat Bey’in de dediği gibi cennettedir.Hem düşünsenize bu dünyada yaşıyorsunuz , olaylara ve nedenlere bakışınız farklı farklı olsa da herkesin gittiği yer aynı ve işte orada bambaşka bir hayat var !
izlenimler demiş ki,
Kasım 12, 2006 5:17 pm
Merhaba,
Benim bildiğim bu kabil tek ütopya Farabi’nin El Medinetül Fazıla adlı kitabıdır. Yakın zamanda bir kitap çıkmış, şu linkte bir yazı mevcut.
LİNK
Selamlar
FST
metin-thePoor demiş ki,
Kasım 13, 2006 8:01 am
Fethi Bey,
Sizi buralarda görmek nasıl sevindirdi beni, anlatamam! Teşekkürler, hep gelin.
Verdiğiniz linkteki yazıdan başka birşey daha öğrenmiş olduk bu arada: Türk edebiyatında yeni bir anti-ütopya örneği… Okurların ilgisini çekebilir diye künyeyi veriyorum buradan da: Aşkla Savaş Genel Müdürlüğü (anti-ütopik roman), Harun Mutluay, Donkişot Güncel Yayınlar, 2005 Ekim
Suat Öztürk demiş ki,
Kasım 15, 2006 11:58 am
Fethi Bey’e katkısı için çok teşekkürler
Düşünceler » [Yeniden] İslam ve Sosyalizm demiş ki,
Aralık 30, 2006 9:46 pm
[...] Not: Bu genel çerçevede “İslam ve Ütopya” konusunda ‘U-Topos’a yazdığım bir yazı için ilgilenenler buraya bakabilir. Bu yazı sonrası okunursa düşüncelerim daha net anlaşılabilir. [...]
HAZAL YANARDAĞ demiş ki,
Ocak 31, 2007 10:07 pm
Suat beye katıldığımı belirtmek isterim.Hepimiz ütopyalar kuruyoruz bu dünya için gerçekleşenler var.Ahiret için ise bunu hiç birimiz bilemeyiz tabiki sadece bize gönderilen kutsal kitabımız KURANI KERİM ve PEYGAMBERLERİMİZ(İSLAM DİNİYLE İLGİLİ OLARAK HZ.MUHAMMET ÖZELLİKLE) aracılığıyla iletilenler haricinde pek birşey bilmiyoruz ama öğrenmeye çalışıyoruz.İşte bildiğimiz kadarıyla suat beyin deyimiyle ütopyalar kuruyoruz ve onlara ulaşmaya çalışıyoruz.benim için imkansız diye birşey yoktur(ölüm dışında) ancak ahiret için imkansız diye birşey olabilir diyorum(ANCAK BENİM GİBİ İNANANLAR İÇİN AHİRETTE CENNETE ULAŞMANIN İMKANSIZ OLMAYACAĞINI DÜŞÜNENLERDE VARDIR ELBET!!!)
cemal öztürk demiş ki,
Ocak 31, 2007 10:12 pm
suat beye katılıyorum.
safa varol demiş ki,
Nisan 26, 2007 5:08 pm
suat by ne derse haklıdırr aynen bende katılıyorum