Evcil yırtıcılık, ya da ütopyayı “kurmadan kurmak”
Kasım 4, 2006 4:46 pm (Yokülkeye yolculuk)
Kinizm ile hedonizm arasındaki uzun çizginin bir noktasında, daha ele gelir, “olan” ile “olması arzulanan”ın dengesini sağlamayı başarabilmiş, daha “evcil” bir ütopya kurmak mümkün müdür? Evcilliği burada “verili dünya ile uzlaşmış” anlamında değil; bir kaymaya uğratarak, belki de yersiz bir şekilde, “olan’ı [kısmen] içinden dönüştürmeyi strateji edinmiş” anlamında öneriyorum. Ütopyanın bizi salt bir “umut”a değil, aynı zamanda öfkenin yıkıcı başkaldırısını yapıcı bir başkaldırı girişimine dönüştüren bir “sükunet”e de taşıması gerektiğini düşünüyorum.
Ütopya ne salt edebiyat, ne salt felsefe, ne de salt siyasanın çocuğudur; gelgelelim ebe, daima toplumsal makro krizler değil midir? Kuşatıcı, ağır sorunlar manzumesinin bunalımı ve bunaltısında doğar ütopya, durup dururken değil. Ne ki “altın” bir “çağ” hiçbir zaman olmayacaktır; bence bugün bu anlaşılmıştır. Lineer ve aşamalı bir gelişme varsayımı/kurgusu, gereğinden uzun sürmüş bir kuruntudan ibarettir. Doğanın gücünden yararlanmayı ve onu dönüştürmeyi becermede ustalık edinmiş insanoğlu, ne yazık ki bunu hiçbir bağlayıcı vicdani kısıtla kendini dizginlemeden gerçekleştiriyor. Kozmik hakikatin bağrına insan “gerçeği” gözalıcı, ışıltılı ama bir o kadar da ölümcül bir hançer gibi saplanmış durumda –hem de bence başından beri. Yine de şöyle düşünmek bizi bir ölçüde ferahlatıyor ve masumiyet bulaştırıyor üzerimize bir nebze: “Farkındayız bunun, canavar biziz ama kurban da biziz. Kurtarılacak ve kurtaracak biziz.”
“Olan’ı [kısmen] içinden dönüştürmeyi strateji edinmek” derken büyük ölçüde bunu kastediyorum. Geniş ya da üst çerçevede böylesine bir çıkış noktası, dar ya da alt çerçevede verili ve sistemik maddi (uygarlıksal) ve manevi (kültürel) gerçekliği, tahayyül edilen bir kurmaca-gerçekliğe dönüştürmek isterken bizim işimize yarayabilir. İmkansızı hedeflemek, ancak “imkan” parametresini bir kavramsal araç olarak kullanma temelinde sözkonusu olabilir. “İmkan” ise ortada: İnsani naturanın dizginsizliği ve vicdani denetimsizliği üzerinde yükselmiş tarihsel toplumsal formasyonlar pratiği. Bu pratiğin sakatladığı ruhlarımızı –kısmen de olsa- özgürlüğe ve esenliğe kavuşturacak olan, onu eleştirebilme farkındalığını ve bu bilinç halinin bahşedeceği gücü içsel kılabilmektir imkansızı istemek aslında belki de. Cenneti bu dünyada kuramasak bile onu öngörmek, tahayyül ve tasavvur etmek, onu düşünsel ve duygusal evrenimizde simüle etmek, belki de ütopyayı kurmadan kurmak demektir.
Olan’ın dışından ona meydan okuyamayız, okuyamıyoruz da zaten; çünkü olan’ın dışında değiliz; bu, varsayımsal bir konumlamadır. Gerçi bir zihin jimnastiği olarak deneyebiliriz, bütün mevcut ütopyalar bunu yapmıştır ve “insan”lığımızı hatırlamada bize sonsuz zihinsel açılımlar da sağlamıştır. Gövdemizle içinde olduğumuz olan’dan kafamızı belki dışarı çıkarabilir ve kafamızın dışarıdan gördüğü imkansızı gövdemizin içinde yeraldığı olan’ın imkanı içinde kurmayı öngörebiliriz.
(Okurun dikkatine: Bu metin, edebi kurmacadaki gibi bir tür “otomatik-yazı”dır. Muhtemel maluliyetinin hoşgörülmesi dileğiyle.)