Is mupa!*

Düşünce deyince de, iletişim deyince de akla dil gelir. Dillerin terennüm etmek üzere doğduğunu öne sürenler olduğu gibi, anlaşmak ihtiyacını gidermek üzere doğduğunu savunanlar da vardır; başka deyişle, dillerin doğuşunda kimilerine göre zevk, kimilerine göre fayda unsuru belirleyici olmuştur. İnsan uygarlığının temeli olan dilin doğuşu, kökeni, çeşitlenişi, yayılışı, işlevi, dillerin yapısı, işleyişi, mukayesesi, ilişkileri konusunda bilimciler ve düşünürler yüzyıllardır kafa yormakta, fikir üretmekte, gözlemler, analizler, spekülasyonlar yapmakta, hipotezler, teoriler oluşturmakta, görüşler geliştirmektedirler.

Dilin tek bir kökenden geldiğine yahut çokkökenli olduğuna ilişkin görüş ayrılığı eski ve derindir. Semavi dinlerin kitapları olsun, diğer uygarlıkların söylenceleri olsun, bu konuya büyük önem verirler ve kendilerince cevaplar getirirler. Eski Mısır firavunlarından Psammetikos’un, kendiliğinden hangi dili konuşacağını öğrenmek için bir bebeği dilsiz bir sütannenin büyütmesini sağladığı söylencesine göre, bir gün çocuk Frigya dilindeki “ekmek” kelimesini andıran bir ses çıkarınca firavun bundan, insanlığın anadilinin Frigce olduğu sonucunu çıkarır. Eski Ahit’e göre ise dil, kâinatı kavramanın bir aracı olması için Adem’e tanrısal bir armağandır; Adem, yaşadığı dünyayı keşfettiği ölçüde adlandırır ve ona böylelikle egemen olur, çünkü şeylerin varolabilmeleri adlandırılmalarına bağlıdır. İbrahimi dinlere göre işte bu dil, yani Lingua adamica, insan ırkının tekkökenliliği görüşünün bir bileşeni olarak, bütün dillerin evrensel kökenidir. “Yaradılış”tan “Tufan”a geçtiğimizde köken tartışması alevlenir. Ve söz, yaşayan ve ölü ruhların ülkelerine ve dillerine gelince durum eğlenceli bir hal alır; farklı topos’lar –ki bunları üç kümede özetleyebiliriz: dünyevi topos, cennet (: ütopik) topos, cehennem (: karşı-ütopik) topos– farklı kökendilleri speküle ettirirler. Ve “Babil”: “Şunların dilini karıştırıp farklılaştırın da göğe yükselemesinler.” Yani, Tanrının lâneti! Ve sonra, Babil’in lânetine son veren İsevi mucizeler… Vesaire vesaire…

Teolojik söylenceler de, bilimsel düşünce de dillerin türeyişine, kökenine ilişkin olarak bizi gerçek anlamda aydınlatamamıştır. Türeyiş ve kökenin ötesinde, dile ilişkin diğer hususlarda da bilim ve felsefe bize geniş perspektifler sunmakla birlikte bu konu alanı halen geçerliliği kanıtlanmış fikirlerden ve kesinlemelerden uzaktır. Fakat şunu kabul etmek gerekir ki, dile ilişkin bilgi birikimimize bilimin katkısı bir yana, dil bilincimize modern (20. yy) felsefenin bilgi ve hakikat arayışında dili, söylemi ve dilsel temsili esas alan “dile dönüş hareketi”nin katkısı çok büyüktür.

Son derece eksikli gedikli bu çok genel girişi bir tür “konuya ısınma” çabası olarak görelim. Hangi konuya mı? Yapay diller konusuna. Peki bu, bu blogun konusu olabilir mi? Olabilir ama bir şartla: Ütopya ve/veya distopya bağlamında. Bir sonraki yazımda oraya geçeceğim.

(*) “Konuşmalıyız!”

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.