Ütopya ve mimari

Halil Berktay‘ın ütopya[cılık]a ilişkin bakış açısını kendi getirdiği bağlamda kabul etmekle birlikte, ütopya üzerine böylesine bir blog açtığıma göre, değerli hocanın, ütopistlerin ironiye yaslanmış yaklaşımlarını es geçtiğini düşünüyor oluşumdan dem vurabilirim. Neyse, bu konuya sonra değiniriz. Şimdi ben başka şey yapmak, sizi bir dergideki özel dosyadan haberdar etmek istiyorum: Mimarist dergisinin Kış 2005 tarihli 18. sayısındaki “Ütopyalar, Anti-Ütopyalar” dosyasından. Derginin genel yayın yönetmeninin yazısındaki şu paragrafı hocamızı gülümsetecektir aslında:

“‘Bir Utopia şehrini bilen, hepsini bilir. Çünkü, bölge özellikleri dışında, bütün şehirler birbirine benzer.’ Thomas More‘un 1516 yılında yayımlanan Utopia kitabındaki “Utopia Şehirleri ve Başkent Amaurote Üstüne” bölümü bu sözlerle başlar. Aradan yıllar geçmiştir, karşımıza kentlerle ilgili başka ütopyalar çıkar: ‘Le Corbusier‘nin Paris (ya da bütün büyük kentler) için hazırladığı plan, II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra tasarlanmıştı. Merkeze yakın bir yerde, herbiri altmış katlık yirmidört gökdelen yükseliyordu; bu büyük kompleksler, topluluğun ticaret gereksinmelerinin yerine getirilmesi için hizmet verecekti; bunları çevreleyen parklarda, lüks lokantalar, tiyatrolar ve mağazalar bulunuyordu… Caddeler değişik hızlarda giden değişik türlerde taşıt araçlarına akma olanağı sağlamak üzere üç katlıydı.’ (Martin Meyerson, Cogito, sayı 8, yaz 1996) Böylesi bir kentte yaşamak da, Paris’i bu şekilde görmek de istemezdim doğrusu.”

Tarayıcım olsaydı, dosyayı olduğu gibi buraya aktarmak isterdim. Onun yerine şimdilik sadece sunuş yazısını buraya aktararak, konuyla ilgilenebileceklerinizin dikkatini çekmekle yetineyim –tarayıcı edindiğimde dosyadaki yazılara tekrar döneceğim. Ayrıca, sahaflarda bulabilirsem Arredamento Mimarlık dergisinin 2000/5, 2002/11, 2004/3, 2005/9 sayılarıyla Siyahi dergisinin 2005/6 sayısındaki içerikten de alıntılar yapmak istediğimi ve “mimari, şehirler ve ütopyalar” konusunu sürdüreceğimi belirteyim. Dosya içeriğine ilişkin bilgi şöyle:

“Mimarların ütopyalar ve antiütopyalar ile ilişkilerini irdelemeyi amaçladığımız dosyamız, Günhan Danışman‘ın giriş yazısıyla ['Ütopya, Mimarlar, Anti-Ütopya'] başlıyor. Ardından, Yücel Gürsel ‘Düş ve Düşülke Üzerine Çeşitlemeler’inde ‘düşülke’ dediği ütopyaların, insan yaşamının tüm tarihinden, birikiminden, yoksulluğundan, yoksunluğundan, çelişkilerinden, umutlarından, olanaklarından ve olasılıklarından beslendiğini vurguluyor. Kubilay Önal, ‘Mimarlara Masallar veya Bir İç Sıkıntısı’ başlıklı yazısında ütopya ve distopya kavramlarına değindikten sonra tartışmasını, ‘İstopya’ (İstanbul ütopyası) kelimesine bağlıyor. Gürhan Tümer, mimarlık-ütopya bağlamında Sovyetler Birliği’nin erken dönemlerindeki mimari etkinliklerin ütopik boyutlarını ele alıyor. Tarihte ütopya ve mimarlık ilişkisini ele aldığı makalesinde Evren Erdem, mevcut olumsuzlukların var olmadığı ideal bir toplum imajının zihinlerdeki varlığının, sağlıklı bir toplumun aşamalarının belirlenmesinde etkili olacağını vurguluyor. Bora Özkuş, 1960′ların avangart mimarlığında yerini alan, teknoloji üzerine kurulmuş bir geleceğin eğlenceli ve popüler temsili ‘Archigram’ı irdeliyor. Ruth Eaton, Almancadan çevirdiğimiz kısa yazısında, Archizoom ve Superstudio’nun antiütopik yaklaşımlarına değiniyor. Son olarak Pelin Tan, mimar-yazar Peter Lang ile yaptığı söyleşide, farklı toplumsal ve kültürel dönemleri analiz ederek radikal mimarlık hareketlerini sorguluyor ve günümüze yansımalarını, küreselleşme ve modernizm sonrası yaklaşımlar içerisindeki yerini araştırıyor.”

Utopos okurlarının (özellikle mimar okurların) katkılarını beklerim.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.