Terra incognita…

Thomas More’dan sonra da birçok ütopya yazıldı. Hatta, kimilerine göre Marx’ın komünizmi de bir ütopyaydı. Ütopya yazımının seçkinciliğine karşı anti-ütopyalar da üretildi. Ama, yapısı ne olursa olsun, ‘toplumsal ütopya, yoksul sınıfların ayrıcalıklı sınıflara ya da düşünen insanın varolan düzene karşı duyduğu hınçla başlar ama onu aşarak yeni toplum modelini çizer; yeni toplumun varlığını geçmişte ya da gelecek içinde, boşlukta bir yere yerleştirir, zamansa belirsizdir. Bu yeni toplum varolanın negatifidir. Bu düşünce çağının insanlarını devrimci eyleme çağırmamakla birlikte, mutluluk arayışı içinde, kurulu düzenin yıkılması için çalışır ve ara sıra yolunu şaşırmış olsa da her zaman bir değişiklik gereğini dile getirir’.”* (abç)

(*) Eleştirmen Ömer Türkeş‘in bir yazısından.

Hello world!

I love you mu desem?

I hate you mu desem?

Ne desem?

İlle birşey mi demem lazım?

Konuşmasam seninle?

Seni muhatap almasam?

Kendime yeni bir dünya yaratsam?

Bir yokülke?

Sir Thomas More için saygı duruşunda bulunsam bir dakika?

Sinoplu Diojen ile Aristoppos arasında bir yerde konuşlasam kendimi?

Bilmem ki n’apsam…

Sonraki yazılar »